Huzursuzluğu önlemenin yolları:
Kalbin üzücü şeylerle meşgul olup sinirlerin gerilmesinden doğan stres hastalığını savmanın yolları:
Sinir gerginliğinden ve kalbin üzücü hususlarla meşgul oluşundan ortaya çıkan huzursuzluğu önlemenin yollarından birisi de herhangi bir işle ya da faydalı bir ilimle uğraşmaktır. Çünkü bu yolla kalp oyalanarak kendisini huzursuz eden o hususla meşgul olmaz. Belki de bu yolla kişi kendisini üzen ve kederlendiren hususları unutur, sevinir ve çalışma azim ve gayreti daha da artar.
Bu sebep hakkında mü'min ile mü’min olmayan arasında bir fark yoktur. Fakat mü'min îmânı, ihlâsı ve öğrendiği veya öğrettiği o ilimle meşgul olduğundan ötürü "Allah'tan ecir ummakla" mü'min olmayandan ayrılır.
Yaptığı hayırlı iş eğer bir ibâdet ise, o ibâdetle uğraşmış olur. Şayet dünyevî bir iş ve dünyevî bir alışkanlık ise, salih bir niyet ile birlikte bu işi yapmış ve bu yolla Allah Teâlâ'ya itaat etmek için destek bulma maksadını gütmüş olur. Bunun ise üzüntü, keder ve hüzünleri önlemekte faal bir etkisi vardır. Huzursuzluk ve yakasını bırakmayan kederlerle imtihan olmuş nice insanlar vardır ki, türlü hastalıklara duçar olmuşlardır. Böylelerinin kendisini kederlendiren ve huzursuzluğa sevk eden o sebebi unutmaktan ve bu keder ve üzüntü ile uğraşmasına fırsat bırakmayacak meşguliyetlere dalmaktan başka ilaçları yoktur.
Ayrıca böyle birisinin uğraştığı iş ruhunun ünsiyet edeceği ve arzulayacağı türden olması gerekir. Çünkü bu faydalı maksadı elde etmeyi daha bir gerçekleştirir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
Keder ve üzüntüyü önlemenin çarelerinden birisi de, bütün düşünceyi o günün işine toplamak ve geleceği düşünmekten, geçmişteki üzüntüleri de hatırına getirmekten uzaklaşmaktır. Bundan dolayı Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- keder ve üzüntüden Allah'a sığınmıştır.[6] Çünkü geçmiş işler için kederlenmek onları geri çevirmez, telafi etme imkânını da vermez. Gelecek adına duyulan korku sebebiyle meydana gelen üzüntünün de faydası yoktur. O halde kul, gününe bakmalıdır. Bütün gayret ve çabasını hali hazırdaki gününü ve zamanını düzeltmeye odaklaştırmalıdır. Kalbin bu noktada odaklaşması amelleri mükemmelleştirme sonucunu getirir ve bu yolla kul keder ve üzüntüden uzaklaşır, teselli bulur.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- duâda bulunduğu veya ümmetine bir duâyı irşad ettiği zaman Allah'tan yardım istemek ve O'nun lütfuna ümit beslemekle birlikte o istemenin tahakkuku için gerekli çaba ve gayreti göstermeyi de teşvik ederdi. Böylelikle gerçekleşmesi için duâ ettiği hususun meydana gelmesini veya uzaklaştırılmasını istediği hususlardan uzak kalmanın yollarını duâsında gösterir. Çünkü duâ amel ile birliktedir.
Kul, dîni ve dünyasında kendisine fayda sağlayacak şekilde çalışıp çabalar. Diğer taraftan Rabbinden bu maksadında başarı ihsan etmesini ve bunun için kendisine yardım etmesini diler.
Nitekim Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır:
"Kuvvetli mü'min , Allah’a, zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. Bununla birlikte (kuvvetli ve zayıf mü'minin, îmân vasfına sahip olmasından dolayı) hepsinde hayır vardır. Sana fayda verecek (Allah'a itaat ve O'nun katındaki) şeyin peşine düş ve ona ulaşmak için Allah’tan yardım iste.Sakın (Allah'a itaat ve O'ndan yardım isteme konusunda) âcizlik gösterme! Başına bir şey gelince: ‘Keşke şöyle yapsaydım, şöyle şöyle olurdu’ deme. Fakat: ‘Bu Allah’ın takdiridir, o dilediğini yapar’ de. Çünkü `keşke` türü hayıflanmalar, şeytana kapı açar (Şeytan, kadere karşı gelmesi için insanın kalbine vesvese verir)."
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- böylelikle her durumda faydalı olan işlere sıkıca sarılmayı ve bunun yanında Allah'tan yardım dilemeyi, zararlı olan ve tembelliğin kendisi demek olan âcizliğe boyun eğmemeyi, diğer taraftan kaderin gerçekleşen emirlerine teslimiyet göstermeyi, Allah'ın kaza ve kaderini görmeyi emretmektedir.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- karşılaşılan işleri iki kısma ayırmıştır:
1.Kulun çalışarak elde edebileceği veya elde etmesi mümkün olan şeyleri ya da def etmesi veyahut da hafifletmesi mümkün olan şeyleri gayret ederek elde etmesi. Bu gibi hususlar için kul bütün gayretini ortaya koyar ve Rabbinden yardım ister.
2. Bütün bunları yapması mümkün değildir. Bu gibi işleri kul huzurla kabullenir, rızâ ve teslimiyetle karşılar.
Şüphesiz bu esası göz önünde bulundurmak; sevinmeye, üzüntü ve kederi gidermeye bir sebeptir.
Kalbe huzur ve rahatlık veren sebepler:
Kalbi rahatlatan, kalbe huzur veren en büyük sebeplerden birisi Allah'ı çokça anmaktır. Şüphesiz bunun kalbin rahat ve huzur bulmasında, üzüntü ve kederinin ortadan kalkmasında çok büyük bir etkisi vardır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Onlar, îmân edenler ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."
Allah'ı anmak, sahip olduğu bu özellik, kulun bundan dolayı beklediği sevap ve mükâfat sebebiyle hedefin gerçekleşmesinde çok büyük bir etki sahibidir.
Allah'ın gizli ve açık nimetlerini anlatmak ve onları dile getirmek de böyledir. Şüphesiz bu nimetleri bilmek ve onları dile getirmek sûretiyle Allah Teâlâ üzüntü ve kederi giderir, bu yolla kulu mertebelerin en yücesi ve üstünü olan şükre iletir. Hatta kul fakir, hasta yahut daha başka türlü belâlarla imtihan olsa bile durum böyledir.
Çünkü kul, Allah’ın kendisine bahşettiği sayısız ve bol nimetlerle başına gelen zor ve sıkıntılı hallerini kıyasladığında, kendisine bahşedilen bu nimetlerin yanında o sıkıntıların adından söz edilmeye bile gerek kalmadığını görecektir.
Hatta Allah Teâlâ kuluna birtakım belalar ve hoşuna gitmeyecek şeyler gösterse bile kul bu halinde sabır, rızâ ve teslimiyet görevini yerine getirir, bunların ona vereceği sıkıntı azalır ve bu sıkıntıların külfeti hafifler. Bunların ecir ve mükâfatını ümit etmesi, sabır ve rızâ görevleri ile Allah'a ibâdet etmesi telkin edildiğinde kul bunları kabullenirse, acı şeyler tatlı oluverir. O tatlı mükâfatlar, hoşuna gitmeyen şeylere karşı gösterdiği sabrın acısını kendisine unutturur.
Bu hususta en faydalı şeylerden birisi de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sahih hadiste gösterdiği yolu izlemektir.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor ki:
"Hayat şartları sizinkinden daha aşağı durumda olanlara bakınız. Sizden yukarıda olanlara (sizden daha iyi olanlara) bakmayınız. Çünkü böyle yapmanız, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır."
Şüphesiz kul bu önemli noktayı göz önünde bulundurursa, âfiyet, rızık ve bunlara bağlı hususlarda birçok kimseden daha üstün olduğunu mutlaka görecektir. Durumu ne olursa olsun bu böyledir.
Bunun sonucunda huzursuzluğu, üzüntü ve kederi gidecek, kendisinden daha alt derecede olan başkalarına göre nimetler açısından üstün olduğunu görüp Allah'ın nimetleri karşısında duyacağı sevinç ve neşe daha da artacaktır.
Kul, Allah'ın gizli ve açık, dinî ve dünyevî nimetleri üzerinde ne kadar çok dikkatle durur ve düşünürse, Rabbinin kendisine pek çok hayırlar vermiş olduğunu, ondan sayılamayacak kadar çok şerleri uzaklaştırmış olduğunu görecektir. Şüphesiz bu, üzüntü ve kederleri giderir, sevinci ve neşeyi getirir.
Üzüntünün sebeplerini ortadan kaldırmaya ve sevinmenin yollarını gerçekleştirmeye çalışmak:
Sevinmeyi gerektiren üzüntü ve kederi gideren sebeplerden birisi de kederleri getiren sebepleri ortadan kaldırmak ve sevinmeyi sağlayan sebepleri gerçekleştirmeye çalışmaktır.
Bu ise kendisi için önlenmesi mümkün olmayan geçmişte yaşanmış sıkıntıları unutmakla ve düşüncesini bu gibi şeylerle meşgul etmenin abes ve imkânsız işlerle uğraşmak kabilinden olduğunu bilmekle, bu işin ahmaklık ve delilik olduğunu kabul etmekle olur. Bu sebeple bunlar üzerinde düşünmeye karşı mücadele verir. Aynı şekilde gelecekteki hallere ve başına gelmesinden korktuğu fakirlik, korku ve buna benzer hayatının gelecek dönemlerinde karşılaşmayı hayalinden geçirdiği hoş olmayan diğer hususlara karşı da direnir. Şunu da bilir ki, gelecekte ne olacak; hayır mı, şer mi, beklenen, umulan şeyler mi, acı şeyler mi bilinmez. Her şey mutlak kadir ve hikmeti sonsuz olan Allah Teâlâ’nın elindedir. Kulların elinde olan, bunların hayırlı olanlarını elde etmek, zararlılarını önlemek için çalışmaktan ibarettir.
Kul şunu da bilmelidir ki, o gelecekteki haller dolayısıyla tedirginlik düşüncesini uzaklaştıracak olup da geleceğinin ıslahı için Rabbine tevekkül eder ve bu hususta ona güvenirse kalbi huzura kavuşur, halleri ıslah olur, keder ve huzursuzluğu yok olup gider.
Geleceği göz önünde bulundurmak noktasında en faydalı hususlardan birisi de Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı şu duayı yapmaya devam etmektir:
"Allahım! İşimi, hatadan korumayı sağlayan dînimi, içinde geçim kaynağım olan dünyamı, kendisine döneceğim âhiretimi ıslah et! Hayatı benim için her türlü iyiliğin artışına vesile kıl, ölümü de benim için her türlü kötülükten rahat bulmaya sebep kıl!"
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu duâsı da böyledir:
"Allahım! Rahmetini umarım. Göz açıp kapayıncaya kadar -bile olsa- beni nefsime bırakma. Bütün işlerimi ıslah et. Senden başka hak ilah yoktur."
Kul geleceğinde dinî ve dünyevî salâhının söz konusu edildiği bu duâyı uyanık bir kalp ve samimi bir niyetle dile getirmekle birlikte, bunları gerçekleştirecek hususlar için de gerekli gayreti gösterirse, Allah Teâlâ onun için duâsında istediği ve ümit edip kendisi için amel ettiği hedefi mutlaka gerçekleştirir. Böylece kişinin üzüntüsü, sevinç ve neşeye dönüşür.
Üzüntü ve kederi gideren sebepler:
Kulun başına sıkıntı geldiğinde meydana gelen üzüntü ve kederi gideren sebepler:
Kulun birtakım belâlarla karşı karşıya kalması halinde üzüntü ve kederini ortadan kaldıracak en faydalı sebeplerden birisi de işin sonunda varabileceği en kötü ihtimalleri göz önünde bulundurması, kendisini buna hazırlaması, böylelikle keder ve sıkıntıları hafifletmeye çalışmasıdır.
Böyle yaptığı takdirde imkânı ölçüsünde hafifletilmesi mümkün olan şeyler hafiflemeye başlar. Bu şekilde kendisini alıştırmak, üzüntü ve kederleri dağıtır.
Bunun yerine kul, faydalı olan hususları elde etmek ve savılması mümkün olan zararları bertaraf etmek için çalışma gayretine girişir.
Korku duymasına sebep teşkil eden hususlar, hastalık sebepleri, fakirlik ve sevdiği pek çok şeylerden mahrum kalmanın sebepleri baş gösterecek olursa, bunları huzurla ve nefsini bunlara hazırlamış bir halde karşılayabilmeli-dir. Hatta bunlardan daha ağır hallere de kendisini hazırlamış olmalıdır. Çünkü insanın nefsini hoş olmayan şeylere katlanmaya hazırlaması, bu hoş olmayan şeylerin yükünü hafifletir ve onların şiddetini azaltır.
Özellikle de gücü yettiği kadarıyla da bunlara karşı direnmek için kendisini uğraştırırsa, bu durumda o kişi hoş olmayan bu hallere nefsini hazırlamakla birlikte, belâlar dolayısıyla kederlenmesine fırsat vermeyen faydalı çalışmaları da ortaya koymuş, hoş olmayan şeylere karşı direnmek için gücünü tazelemek üzere nefsine karşı mücadele vermiş, aynı zamanda bütün bu hususlarda Allah Teâlâ'ya dayanmış ve O'na güzel bir şekilde bel bağlamış olur.
Şüphesiz bu işlerin, sevinç ve gönül rahatlığının gerçekleşmesinde pek büyük bir faydası vardır. Bununla birlikte kul ayrıca dünya ve âhirette ilâhî mükâfatı da ümit edebilir. Bu görülmüş ve denenmiş bir husustur. Bu yolu deneyenler ve faydasını görenler de gerçekten çoktur.
Kalbin sinirsel ve bedensel hastalıklarının tedavisi için en önemli ilaçlar:
Kalbin sinirsel hatta bedensel hastalıklarının en büyük ilaçlarından birisi de, kalbî metanet sahibi olmak ve kalbin kötü düşüncelerin sebep olduğu türlü kuruntu ve hayallerden uzak tutmak ve onların tesiri altında bırakmamaktır. Çünkü insan hayallere teslim olur ve kalbi, hastalık ve buna benzer şeylerden korkmak gibi acı verici sebepleri vehmederse, kızmak ve şaşırmaktan, hoş olmayan olayların baş gösterip, sevilen ve arzu edilenlerin elden gideceğini beklemekten oldukça etkilenir ve tedirgin olur. Bu hal onu üzüntülere, kederlere, kalbî ve bedenî hastalıklara düşürür. Kötü etkileri olan sinirsel çöküntüye iter.
İnsanlar ise bunların pek çok zararlarını görmüş bulunmaktadır. Halbuki kalp Allah'a güvenir, O'na tevekkül eder ve vehimlere teslim olmazsa, kötü hayaller ona hakim olamaz. Allah'ın lütfuna ümit bağlarsa, onun üzüntü ve kederleri uzaklaşır, bedenî ve kalbî birçok hastalığı şifa bulur. Kalp anlatılamayacak kadar büyük çapta güç, rahatlık ve sevinç bulur.
Kötü kuruntu ve bozuk hayallerin sebep olduğu hastalıklarla imtihan olmuş kimseler hastaneleri doldurmaktadır. Bu hususlar zayıflar bir tarafa güçlü kimselerin dahi kalplerini çok etkilemiş, birçok kimseyi çeşitli derecelerdeki deliliklere maruz bırakmıştır. Âfiyet bulanlar ise, Allah'ın âfiyet verdikleriyle kalplerini güçlendiren, kalbin huzursuzluğunu önleyen faydalı yolları elde etmek için nefsine karşı mücahede edebilen kimselerdir.
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır:
"Kim Allah'a tevekkül ederse, şüphesiz Allah ona yeter."
Yani din ve dünyası ile ilgili kendisini sıkıntıya düşüren, rahatsız eden bütün hususlarda Allah ona yeter. Çünkü Allah'a tevekkül eden kimsenin kalbi güçlüdür, kuruntular o kalbi etkilemez ve olaylar onu sarsmaz. Böyle bir halin ruhun zayıflığından, güçsüzlüğünden ve gerçekle ilgisi olmayan korkulardan kaynaklandığını bilir. Bununla birlikte Allah Teâlâ'nın, kendisine tevekkül eden kimselere tam anlamıyla yeteceğini garantilediğini bilir. Dolayısıyla Allah'a güvenir, Allah'ın vaadine tam anlamıyla güven besler. Kederi, huzursuzluğu ortadan kalkar. Zorluğu kolaylığa, üzüntüsü sevince, korkusu güvenliğe dönüşür.
Allah Teâlâ'dan âfiyetini, bize kalp kuvvet ve sebatını, sahiplerine her türlü hayrı tekeffül ettiği tam tevekkülü ihsan buyurmasını, hoşlanmadığımız her bir hali ve sıkıntıyı bizden uzaklaştırmasını niyaz ederiz.
Arkadaşının kusurunu görme! Görevini yerine getirmeye çalış!
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in:
"Mü'min erkek, mü'min hanımından nefret etmesin" hadisi
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-'in:
"Mü'min bir erkek (eşi olan) mü'min hanımından nefret etmesin. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmıyor ise de bir başka huyundan hoşlanıyordur."
Hadisinden son derece önemli iki ibret çıkartabiliriz:
Birincisi: Eşe,yakına, arkadaşa, ikili ilişkide bulunulan kişilere ve bağımsız olan tüm insanlara karşı doğru davranışı göstermek ve kişinin kendisini bunların her birisinde bir kusur, bir eksiklik yahut hoşuna gitmeyecek bir halin bulunabileceğine alıştırması.
Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığın zaman sana düşen görev ondan sadır olan bu kusurlarla birlikte onunla güçlü bir bağ ve sevgiyi sürdürme sorumluluğunu aynı anda göz önünde bulundurup, kıyaslamandır. Bu bağ ve ilişki ancak onda bulunan güzellikleri, özel ve genel amaçları düşünüp, hatırlamakla, kötü hallere göz yummakla olur. Böylece arkadaşlık ve güzel ilişki devam eder, huzur tamama erer.
Bu yolla da:
İkinci ibret diye söz konusu edeceğimiz üzüntü ve keder ortadan kalkar, samimi ve art niyetsiz ilişkiler devam eder, farz ve müstehap hakların yerine getirilmesine devam edilir. Her iki taraf da rahat ve huzura kavuşur.
Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sözünü ettiği bu yolu izlemeyenler, söylenileni ters yüz ederek kötülüklere ve kusurlara gözünü dikip, güzelliklere karşı kör davrananlar kaçınılmaz olarak huzursuz olacaklardır. Böyle bir kimse ile arasında sevgi bağı bulunan kimselerin ilişkileri bulanacak, her birisinin korumakla yükümlü olduğu pek çok hak yerine getirilmeyerek darmadağın edilecektir.
Yüce hedeflere doğru koşan birçok kimse, çeşitli belâ ve rahatsız edici olayların meydana gelmesi halinde, kendilerini sabra ve sükûnete alıştırırlar. Fakat basit ve önemsiz hadiseler ortaya çıkınca hemen tedirgin olurlar, huzurları bozulur. Bunun sebebi, onların büyük ve önemli işler için kendilerini alıştırırken basit işlerde aynı şeyi terk etmiş olmalarıdır. Bu hal onlara zararlı olur ve rahatlarını olumsuz olarak etkiler.
Kesin kararlılık sahibi kimseler ise kendilerini küçük ve büyük her türlü olumsuzluklara hazırlar ve Allah'tan bunlara karşı kendilerine yardımcı olmasını, kendilerini bir göz açıp kırpacak kadar bir süre dahi kendilerine bırakmaması için Allah'a duâ ederler.
İşte o zaman büyük zorluklar kişiye kolay geldiği gibi, küçükleri de kolay gelir ve ruhu sükûnete, kalbi de rahata erişmiş olur.
Sağlıklı hayat
Akıl eden kimse mutlu bir hayatın çok kısa olduğunu iyi bilir:
Aklı başında olan şunu bilsin ki, sağlıklı hayat mutlu, rahat ve huzur içerisinde yaşanan hayattır. Böyle bir hayat da oldukça kısadır. Dolayısıyla kederlere ve üzüntülere kendisini teslim etmekle bunu daha da kısaltmamalıdır. Çünkü böyle bir tutum sağlıklı hayat ile çelişkilidir. Kişi keder ve üzüntülerin sağlıklı hayatının birçoğunu alıp götürmesine fırsat vermemelidir.
Bu hususta iyi ve kötü arasında da fark yoktur. Fakat mü'minin böyle bir niteliği elde etme imkânı daha yüksektir. Dünya ve âhiretteki faydalı payı daha çoktur.
Aynı şekilde ona hoşuna gitmeyecek bir hal isabet eder ya da böyle bir şeyden korkarsa, sahip olduğu dînî ve dünyevî diğer nimetler ile kendisine isabet eden, hoşuna gitmeyen bu hali karşılaştırmalıdır. Böyle bir karşılaştırma yaptığı takdirde içinde bulunduğu birçok nimeti açık açık görecektir ve ona isabet eden hoşuna gitmeyen hal, bunların karşısında çok küçük kalacaktır.
Aynı şekilde kendisine isabet edeceğinden korktuğu zarar ile bu zarardan kurtulabilmenin pek çok ihtimalini de birbiriyle karşılaştırsın. Zayıf olan bir ihtimalin, kendisine isabet etmesi mümkün olan diğer pek çok ihtimale baskın gelmemesi gerekir.
Böylelikle kendisini meydana gelme ihtimaline karşı da hazırlar. Diğer taraftan gerçekleşmeyen bu kötü ihtimalleri önlemeye veya içinde bulunduğu kötü hali kaldırmaya ya da ağırlığını hafifletmeye çalışır.
Faydalı hususlar arasında şu da vardır:
Şunu bilmen gerekir ki, insanların sana eziyet vermeleri, özellikle de kötü sözlerle rahatsız etmeye kalkışmaları sana hiçbir zarar vermez. Aksine bu işi yapanlara zarar verir.
Ancak sen bunlardan ötürü kendini meşgul ederek üzülür ve duygularını etkilemesine fırsat tanırsan, bu kötü sözler işte o zaman sahiplerine zararlı olduğu gibi, sana da zarar vermeye başlar. Şayet bunlara aldırış etmeyecek olursan, hiçbir zararları olmaz.
Şunu da bilmen gerekir ki, kişinin hayatı kendi fikir ve düşüncelerine tabidir. Eğer din ya da dünya ile ilgili hususlarda kendine faydalı olacak işler üzerinde düşünür isen hayatın güzel ve mutlu olur. Böyle olmazsa aksi olur.
Kederi uzaklaştırmakta en faydalı hususlardan birisi de, kişinin kendisini yaptığı işlerin karşılığını Allah'tan başkasından beklememeye alıştırmasıdır.
Senin üzerinde hakkı olan ya da olmayan bir kimseye bir iyilik yapacak olursan bil ki bu senin Allah ile olan bir ilişkindir. Dolayısıyla kendisine iyilikte bulunduğun kimsenin teşekkürüne aldırma!
Nitekim Allah Teâlâ bu sıfatla ilgili olarak kullarının ağzından şunları söylemektedir:
"Biz size ancak Allah'ın rızâsı için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne bir teşekkür isteriz."
Hele kendi âilen, çocukların ve ilişkinin güçlü olduğu kimselerle karşılıklı davranışlarında buna daha çok dikkat etmelisin.
Kendini bunlardan gelecek kötülükleri kaldırmaya ve önlemeye alıştıracak olursan, hem başkalarını rahat ettirirsin, hem de kendin rahat edersin.
Rahatı sağlayan sebeplerden birisi de, faziletli işleri yapmak ve kişiyi rahatsız edecek zorlamalara gerek kalmadan ruhî istekler doğrultusunda bu yolda çalışmaktır.
Eğer faziletli işleri yapmak için içinden gelmeyerek kendini zorlayacak olursan, fazileti elde edemeden ve hüsrana uğramış olarak gerisin geri dönersin. Faziletli işleri içten gelerek yapmak hikmettendir.
Ayrıca bulanık işleri temiz ve tatlı işlere dönüştürmeye çalışmak da rahatı gerçekleştirir. Böylelikle kişinin kalbi daha da arınır, kederler ortadan kalkar.
Faydalı işleri daima göz önünde bulundurman gerekir.Onları gerçekleştir-mek için çalışmalısın. Zararlı işlere iltifat etmemeli, böyle davranarak üzüntü ve kederi getiren sebeplerden uzak kalmalı, rahatı ve dikkati toplamak suretiyle önemli işleri yapmak için destek aramalısın.
Faydalı işlerden birisi de, şimdiki işleri kesin kararlaştırmak ve gelecek için zaman kazanmaktır. Çünkü günlük işler bitirilmeyecek olursa vaktiyle bitirilemeyen işler, senin aleyhine yığılır ve sonraki işler de ona eklenir. Bunların üzerindeki ağırlığı artar durur, fakat herbir işi zamanında bitirecek olursan gelecekteki işlere güçlü bir düşünme ve güçlü bir çaba ile yönelebilirsin.
Faydalı işlerden daha önemlileri öne al! Meylettiğin ve daha çok arzu ettiğin şeyleri ayırt et ve onlara ayrıcalık tanı! Çünkü bunun aksini yapman seni usandırır ve rahatsız eder. Bunun için de sağlıklı düşünmenin ve danışmanın desteğini almalısın. Çünkü ehliyle danışan pişman olmaz.
Yapmak istediğin işi iyice incele, eğer faydalı olduğunu kesin olarak anlarsan ve yapmak için de karar verirsen Allah Teâlâ'ya tevekkül et. Çünkü muhakkak Allah tevekkül edenleri sever.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. Salât ve selâm efendimiz Muhammed'e, O'nun âile halkına ve ashabına olsun...
references