İslâm dîni: Allah Teâlâ'nın, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ile gönderdiği, onunla bütün dînleri sona erdirdiği, kulları için onu kemâle erdirdiği, onunla kulları üzerindeki nimetini tamamladığı, dîn olarak onlara râzı olduğu ve ondan başka bir dîni hiç kimseden asla kabul etmeyeceği yegâne dîndir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat O, Allah'ın elçisi ve nebilerin sonuncusudur (O'ndan sonra kıyâmete kadar nebi gelmeyecektir). Allah, (amellerinizden gizli-saklı) her şeyi en iyi bilendir."
Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
"Bugün size dîninizi kemâle erdirdim, (sizi câhiliyet karanlığından İslâm nûruna çıkararak) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak size İslâm’ı seçtim."
Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz Allah katında gerçek dîn, İslâm'dır."
Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan asla kabul edilmeyecek ve o, âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır."
Şüphesiz Allah Teâlâ, kendisi için İslâm'ı dîn olarak kabul etmelerini bütün insanlara farz kılmıştır. Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hitâben şöyle buyurmuştur:
"(Ey Nebi!) De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine âit olan Allah'ın hepinize gönderdiği bir elçiyim. O'ndan başka hak ilâh yoktur. O diriltir ve o öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan elçisine, o okuma-yazma bilmeyen nebiye îmân edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."
Ebû Hureyre'den -radıyallahu anh- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurmuştur:
"Muhammed'in nefsi elinde olan Allah'a yemîn olsun ki, bu ümmetten yahûdi olsun, hıristiyan olsun, kim beni(m elçiliğimi) işitir de sonra gönderildiğim dîne îmân etmeden ölürse, o cehennem halkındandır."
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e îmân etmek: O'nun getirmiş olduğu şeyleri kabul edip onlara boyun eğmekle birlikte onları tasdik etmektir. Yoksa sadece tasdik etmekten ibâret değildir. Bu sebepledir ki Ebû Tâlib, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiği şeyi tasdik etmesine ve dînlerin en hayırlısı İslâm olduğuna şâhitlik etmesine rağmen, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e îmân etmiş sayılmamıştır.
İslâm dîni: Geçmiş dînlerin içerdiği, insanların yararına olan her şeyi içerir. Ancak İslâm, her zaman, mekân ve millet için geçerli olduğundan dolayı diğer dînlerden üstündür. Nitekim Allah Teâlâ, elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e hitâben şöyle buyurmuştur:
"(Ey Nebi!) Daha önceki kitabın doğruluğuna şâhitlik etmesi ve ona üstün olması için sana Kitab'ı indirdik."
İslâm'ın her zaman, mekân ve millet için geçerli olmasının anlamı:
İslâm'a sımsıkı sarılmak, hangi zaman ve mekânda olursa olsun, ümmetin yararına olan şeylere tezat teşkil etmez. Aksine İslâm'a sımsıkı sarılmak; ümmetin düzelmesidir. Bunun anlamı, bazı insanların da istedikleri gibi, İslâm'ın, her zaman, mekân ve millete uyması ve ona boyun eğmesi demek değildir.
İslâm dîni: Allah Teâlâ'nın, ona gereği gibi sımsıkı sarılan kimseye yardım edeceğine ve onu başkasına üstün kılacağına dâir garanti ettiği hak dîndir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Müşrikler hoşlanmasalar da dînini, bütün dînlere üstün kılmak için elçisini (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i) hidâyet ve hak dîn (İslâm) ile gönderen O'dur."
Allah Teâlâ yine şöyle buyurmuştur:
"Allah, sizden îmân edip güzel davranışta bulunanlara, yalnızca bana ibâdet edip bana hiçbir şeyi ortak koşmazlarsa, kendilerinden önceki (îmân eden)leri sahip ve hâkim kıldığı gibi, onları da yeryüzüne sahip ve hâkim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dîni (İslâm'ı) güçlü ve hâkim kılacağını ve onların hallerini korkudan sonra onun yerine güven sağlayacağını vâdetti. Artık kim bundan sonra nankörlük ederse, işte fâsıklar (Allah'a itaatten çıkanlar), onların tâ kendileridir."
İslâm dîni: İnanç ve şeriattır. Dolayısıyla İslâm, inanç ve hükümlerinde noksansız ve mükemmeldir:
1. Allah Teâlâ'yı birlemeyi (tevhîdi) emreder, O'na ortak koşmayı da yasaklar.
2.Doğru sözlü olmayı emreder, yalandan da yasaklar.
3. Adâleti emreder, zulûm ve haksızlığı da yasaklar.
4. Emânete riâyeti emreder, ihâneti de yasaklar.
5. Sözde durmayı emreder, vefâsızlığı da yasaklar.
6. Ana-babaya her türlü iyilikte bulunmayı emreder, onlara itaatsizliği de yasaklar.
7. Yakın akrabayı gözetmeyi emreder, onlarla ilişkiyi kesmeyi de yasaklar.
8. İyi komşuluk yapmayı emreder, kötüsünden de yasaklar.
Genel olarak söylemek gerekirse, İslâm, fazîletli her türlü ahlâkı emreder, alçaklık olan her türlü ahlâkı yasaklar. Her iyi davranışı emreder, her kötü davranışı da yasaklar.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Şüphesiz Allah, (bu Kur'an'da kullarına) adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, (söz ve davranış olarak) her türlü çirkin şeyleri, fenâlık ve azgınlığı da yasaklar. Allah, (emirlerini) hatırlar (ve onlardan yararlanır)sınız diye size öğüt veriyor."
Ahzâb Sûresi: 40
Mâide Sûresi:3
Âl-i İmrân Sûresi: 19
Âl-i İmrân Sûresi:85
A’raf Sûresi: 158
Müslim, İman kitabı, Nebi -sallallahu aleyhi ve selem-’in elçiliğine îmânın farz oluşu bâbı, hadis no: 384
Mâide Sûresi: 48
Saff Sûresi: 9
Nûr Sûresi: 55
Adâlet: Birbirine benzeyen aynı cinsten iki şey arasındaki eşitlik olup birbirine aykırı olan iki şeyin arasını ayırmak demektir. Bazı insanların; 'İslâm, eşitlik dînidir' dedikleri gibi-, adâlet, mutlak ve sınırsız bir eşitlik değildir. Zirâ eşitlik olursa, birbirine aykırı iki şey arasında haksızlık olur. İslâm, böyle bir şeyi getirmemiştir, böyle yapan kimse de övülmemiştir.
Nahl Sûresi: 90