PEYGAMBER -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM-'İ SEVMENİN BİRİNCİ BELİRTİSİ:
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i görmeye ve onunla birlikte olmaya
çalışmak ve bunlardan mahrum olmayı, dünyada bunların dışında bir şeyi
kaybetmekten daha ağır görmek.
Bilindiği
gibi, kişinin temenni ettiği ve sevdiği hedef ve arzusu, sevdiği
kimseyi görmek ve onunla birlikte olmak saadetine erişmektir. Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i seven bir kimse, hiç şüphesiz onu
görmek için özlem duyar,onunla birlikte olmayı ister, dünya ve âhirette
onunla birlikte olmaya gayret eder. Böyle bir mutluluğa erişmeyi büyük
bir özlem ve önemle bekler. Eğer böyle bir mutluluk ile bütün dünya
nimetleri arasında tercih yapması istenecek olsa, bu mutluluğa başka
hiçbir şeyi tercih etmez. Onun nurlu yüzüne bakmakla şeref duyacağı
vakit sevinir, onunla birlikte olmak saadetiyle sevinç duyar. Onu
görmekten ve onunla birlikte olmaktan mahrum edilmek korkusu kendisini
üzer ve ondan ayrılmak, onu ağlatır.
Yukarıda
belirtilen hususların açıkça görüleceği gibi, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven bazı kimselerin mükemmel
tutumlarını aşağıda zikredeceğiz:
1. Ebu Bekir es-Sıddîk'ın, Allah Rasûlü ile hicrette arkadaşlık yapacağını öğrenince sevincinden ağlaması:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in eşi Âişe -Allah ondan râzı olsun- dedi ki:
"Biz,
birgün Ebu Bekir'in -Allah ondan râzı olsun- evinde öğle sıcağının
başladığı bir sırada otururken birisi Ebu Bekir'e: İşte Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- başını sarmış bir halde geliyor, dedi. O
saat, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bize geldiği bir vakit
değildi. Bunun üzerine Ebu Bekir dedi ki: Anam ve babam ona fedâ olsun!
Allah'a yemin ederim, bu saatte mutlaka önemli bir iş için gelmiş
olmalıdır."
(Âişe -Allah ondan râzı olsun- devamla) dedi ki:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geldi, izin istedi, Ebu Bekir ona izin verdi, o da içeri girdi.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebu Bekir'e:
- Yanında kim varsa dışarı çıkar" diye buyurdu.
Ebu Bekir:
- Babam sana fedâ olsun ey Allah'ın elçisi! Yanımda olanlar senin âile halkındır, dedi.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Hicret için bana izin verildi, diye buyurdu.
Bunun üzerine Ebu Bekir:
- Babam sana fedâ olsun ey Allah'ın elçisi! Ben de seninle birlikte olacak mıyım? diye sordu.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
Evet, buyurdu."[1]
Ebu
Bekir es-Sıddîk bu yolculuğu kuşatacak korku ve tehlikelerden habersiz
birisi değildi.Fakat bu durum, onun sevgili dostu Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- ile birlikte arkadaşlık etme arzusunu ne etkiledi, ne
de azalttı. Rasûlullah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- onun
isteğini kabul ettiğini bildirince, bu mutluluğa nâil olmanın sevinciyle
ağlamaya başladı.
Hafız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- şöyle der:
"İbn-i İshak rivâyetinde şunu da ilâve eder:
Âişe
-Allah ondan râzı olsun- dedi ki: Ebu Bekir'in ağladığını gördüm. Ben,
bir kimsenin sevinçten ağlayacağını o zamana kadar bilmiyordum."[2]
2. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Medine'ye gelişi dolayısıyla Ensar'ın sevinç duyması:
Ensar,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yurtlarına hicret ettiğini
işitince, onu karşılama özlemiyle yanıp tutuşmaya başladılar. Hadis ve
siyer kitapları, onların Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i
karşılama özlemini ve yanlarına ulaşacak olmasından dolayı duydukları
sevinci tasvir eden ifâdeleri bize kadar saklamıştır. Örneğin, İmam
Buhârî, bize Urve b. ez-Zübeyr'den -Allah ondan râzı olsun- onların
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i el-Harra denilen yerde nasıl
beklediklerini rivâyet etmektedir. Onun rivayetinde şu ifâdeler yer
alır:
"Medine'de
müslümanlar, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Mekke'den
çıktığını işittiler. O bakımdan her sabah el-Harra denilen yere
çıkıyorlar ve öğle sıcağı onları geri dönmek zorunda bırakıncaya kadar
onu bekliyorlardı. Bir gün uzun bir süre bekledikten sonra geri
döndüler.Evlerine vardıklarında yahudilerden bir adam, bir şeye bakmak
için yahudi kalelerinden birisinin üzerine çıkmıştı. Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i ve ashâbını beyaz elbiseleriyle -ve
bazen serabın onların görülmesini engelleyerek- gelmekte olduklarını
gördü. Yahudi sesi çıkabildiği kadar bağırmaktan kendisini alıkoyamadı:
Ey araplar topluluğu! İşte sizin beklediğiniz, kısmetiniz ve
devletinizin sahibi geliyor.
Müslümanlar
hemen silahlarına koşuştular. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-'i el-Harra'nın sırtlarında karşıladılar. Onlarla sağ tarafa
doğru yöneldi ve nihayet onlarla Amr b. Avf oğulları diyârında
konakladı."[3]
Allahu
Ekber! O sevgili Rasûlü karşılamaya ne kadar da özlem duymuşlardı! Her
sabah el-Harra'ya onun gelişini beklemek için çıkıyorlar ve güneşin
sıcağı şiddetleninceye kadar orada oturduktan sonra evlerine geri
dönüyorlardı.
İbn-i Sa’d'ın rivâyeti ise şöyledir:
"Güneş onları yakınca evlerine geri dönerlerdi."[4]
Hâkim'in rivâyeti ise şöyledir
"Öğle sıcağı kendilerini rahatsız edinceye kadar onu bekliyorlardı."[5]
İmam Buhârî, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Ensar tarafından Medine'de nasıl karşılandığını şöyle anlatır:
Enes'ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- el-Harra'nın yan tarafında konakladı.
Sonra Ensar'a haber gönderdi, onlar da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- ile Ebu Bekir'in yanına geldiler. Onlara selâm verdiler ve:
-İkiniz de emniyet içerisinde ve size itaat edilenler olarak bineklerinize bininiz" dediler.
Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Ebu Bekir
bineklerine bindi, silahlılar etraflarını kuşattı. Medine'de:
- Rasûlullah geldi! Rasûlullah geldi! denildi.Bulundukları yerden bakıp:
-
Rasûlullah geldi, diyorlardı. O da Ebu Eyyub'un -Allah ondan râzı
olsun- evine yakın bir yerde konaklayıncaya kadar yoluna devam etti."[6]
İmam
Ahmed’in, Enes'ten -Allah ondan râzı olsun- bize rivâyet ettiğine göre,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebu Bekir es-Sıddîk'ı
karşılayanlar, Ensar'dan beş yüz kadar kişi idiler. Yanlarına varınca
Ensar:
"İkiniz de emniyet altında ve size itaat edilenler olarak yürüyünüz" dediler.[7]
Yine
İmam Ahmed, Medine halkının, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i
nasıl karşıladıklarını Ebu Bekir es-Sıddîk'ın -Allah ondan râzı olsun-
diliyle bize şöyle nakletmektedir:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- -ben de onunla birlikte- devam ettik.
Nihâyet Medine'ye geldik. İnsanlar onu karşıladı. Yola ve damlara
çıktılar. Hizmetçiler ve çocuklar yolda hızlıca koşarak:
- Allahu Ekber! Rasûlullah geldi! Muhammed geldi! diyorlardı.
(Ebu Bekir) dedi ki:
- Herkes Rasûlullah hangisine misafir olacak diye birbiriyle çekişmeye başladı..." [8]
Enes b. Mâlik -Allah ondan râzı olsun- bu mübârek günde gördüklerini şöyle açıklamaktadır:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ile Ebu Bekir'in Medine'ye girdikleri
günden daha nurlu ve daha güzel hiçbir gün asla görmedim."[9]
Berâ
b. Âzib -Allah ondan ve babasından râzı olsun- Medine halkının
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in gelişi dolayısıyla
duydukları sevinci şöyle dile getirmektedir:
"Medine
halkının Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- dolayısıyla
duydukları sevinci başka hiçbir sebep dolayısıyla duyduklarını
görmedim."[10]
3. Ensar'ın, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e arkadaşlık yapmaktan mahrum kalmaktan endişe etmeleri:
Allah
-azze ve celle-, Ensar'ı kendi yurtlarında Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-'e arkadaşlık yapmakla şereflendirdikten sonra, bu
büyük nimet ve üstün şereften mahrum kalırlar korkusuyla onu çokça
sakınırlardı.
Buna
delillerden birisi Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre o, Mekke’nin fethini şöyle anlatmaktadır:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- yoluna devam etti ve nihayet Mekke'ye
vardı. Zübeyr'i -Allah ondan râzı olsun- ordunun bir tarafına, Halid'i
de -Allah ondan râzı olsun- diğer tarafa komutan olarak gönderdi. Ebu
Ubeyde'yi -Allah ondan râzı olsun- ise zırhları olmayan birliğe
komutan olarak gönderdi. Vâdinin iç tarafına doğru ilerlediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- de Mekke'de idi.
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- baktı ve beni gördü.
- Ebu Hureyre, dedi.
Ben:
- Buyur ey Allah'ın Rasûlü! dedim.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Bana, Ensar'dan başka kimse gelmesin, dedi. Sonra da:
- Safa'da sizinle buluşmak üzere (gelin)" diye buyurdu.`
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki:
"Biz
de yola koyulduk. Bizden birisi, onlardan birisini öldürmek isterse,
mutlaka öldürürdü. Onlardan hiçbir kimse bize karşı koyamazdı.
(Ebu Hureyre) dedi ki:
Ebu
Süfyan gelip: Ey Allah'ın Rasûlü! Kureyşlilerin hepsinin öldürülmesi
mübah görüldü. Artık bugünden sonra Kureyş olmayacaktır.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- daha sonra:
- Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse, o emniyettedir, buyurdu.
Ensar birbirlerine dediler ki:
-
Artık bu adam kendi şehir halkına acıyıp onları öldürmeyecek,
aşiretine (Mekke'ye) dönecek ve onların arasında devamlı kalacaktır
(bizi ve Medine'yi terkedecektir).
Ebu Hureyre -Allah ondan râzı olsun- dedi ki:
-
Derken Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e vahiy geldi.Vahiy
gelmesi sona erince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Ey Ensar topluluğu! diye buyurdu.
Onlar:
- Buyur, ey Allah'ın Rasûlü! dediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
-
Artık bu adam kendi şehir halkına acıyıp onları öldürmeyecek,
aşiretine (Mekke'ye) dönecek ve onların arasında devamlı kalacaktır
(bizi ve Medine'yi terkedecektir) dediniz.
Ensar: Evet öyle dedik, dediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
-
Ben gerçekten Allah'ın kulu ve elçisiyim. Allah'a ve yerleşmek için
sizin diyârınıza hicret ettim (diyârınızı asla terketmeyeceğim ve Allah
Teâlâ için hicret ettiğim yerimden dönmeyeceğim.Aksine ben sizinle
birlikte kalacağım.) Ben, ancak sizin yanınızda yaşar ve yine ancak
sizin yanınızda ölürüm."
Ensar ağlayarak ona şöyle dediler:
-
Allah'a yemin ederiz ki, o sözleri, sadece Allah'ı ve Rasûlünü
kaybetmek istemeyişimizden dolayı (seninle arkadaşlık etmek, senden
yararlanmak için yanımızda kalman, senden bereket ummak ve bizi dosdoğru
yola iletmen için) söyledik.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- Şüphesiz ki Allah ve Rasûlü de sizin doğru söylediğinizi bilmekte ve mazeretinizi kabul etmektedir."[11]
İmam Nevevî hadisi açıklarken şunları söylemektedir:
"Onlar,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in Mekke halkına karşı
şefkatini ve onları öldürmekten uzak durmasını görünce,artık onun tekrar
Mekke'de kalacağını ve sürekli orada ikâmet edeceğini, yanlarından
ayrılıp Medine'yi terkedeceğini sandılar. Bu ise onlara çok ağır geldi.
Allah Teâlâ elçisine vahyetti, o da bu hususu onlara bildirdi ve onlara
şu anlamdaki sözler söyledi:
-
Ben, Allah için ve sizin diyarınıza orayı vatan edinmek için hicret
ettim. Allah Teâlâ için yaptığım hicretimden geri dönmeyeceğim ve orayı
terketmeyeceğim. Aksine ben sizinle birlikte kalacağım. Ben, ancak sizin
yanınızda yaşayacağım ve ancak sizin yanınızda öleceğim."
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara bu sözleri söyleyince Ensar ağlamaya başladılar ve özür dileyip şöyle dilediler:
"Allah'a
yemin olsun ki biz, az önceki sözlerimizi sadece sana olan
düşkünlüğümüz, senin arkadaşlığını arzulayışımız ve senden faydalanalım,
senden bereket umalım, bizi dosdoğru yola iletesin diye ve yanımızda
kalmayı sürdürmen için söyledik.Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Ve şüphesiz ki sen dosdoğru yola iletirsin."[12]
İşte onların:
-
Bizim söylediğimiz sözler, sadece seni sakındığımız ve
esirgediğimizdendi, şeklindeki sözlerinin anlamı budur. Yani biz, senin
bizden ayrılmanı ve bizden başkalarının arasında kalmanı istemedik, bu
hususta kıskandık.
Ağlamalarının
sebebi ise; onlara söylediği sözden sevinç duymalarından ve onlar
hakkında kendisinden utanılacak şeyin kendisine bildirilmiş olmasından
endişe etmelerinden dolayıdır."[13]
4. Sahâbinin cennette Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i görememekten endişe etmesi:
Sevgisinde
samimi olan birisini daha görüyoruz. Bu kişi kendisinin ve sevgili
Rasûlullah'ın -Rabbimin salât ve selâmı onun üzerine olsun- ölümünü
hatırlıyor, kendisi de cennete girecek olsa dahi, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-'in diğer peygamberlerle birlikte olacağı için
mertebesinin yüksekliği dolayısıyla onun güzel yüzünü cennette
görememekten endişe etmektedir.
İmam
Taberânî, bu sevenin kıssasını Ebu Bekir es-Sıddîk'in kızı Âişe-i
Sıddika'nın -Allah ondan ve babasından râzı olsun- diliyle şöyle rivâyet
etmektedir.
"Bir
adam, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelerek: Ey Allah'ın
elçisi! dedi. Şüphesiz ki sen, bana kendi canımdan da sevimlisin.
Şüphesiz ki sen, bana çocuklarımdan daha sevimlisin. Ben evde bulunurken
seni hatırlıyorum, gelip seni göremeden edemiyorum. Benim de öleceğimi,
senin de öleceğini hatırlayınca biliyorum ki sen, cennete girdiğinde
diğer peygamberlerle birlikte yüksek makamlara yüceltileceksin. Ben ise
cennete girersemi, seni göremeyeceğimden endişe ediyorum."
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona cevap vermedi. Nihayet Cebrail -aleyhisselâm- şu âyeti nâzil buyurdu:
"Kim,
Allah'a ve Rasûle itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine
nimetler verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle
birliktedirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."[14]
5.Rabîa'nın -Allah ondan râzı olsun- cennette Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile arkadaş olmayı istemesi:
Sevgili
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'e samimi bir şekilde sevgi
besleyen Rabia b. Kâ’b el-Eslemî'ye -Allah ondan râzı olsun-, ondan
birşeyler isteme fırsatı doğdu. Onun İsteği neydi?
İmam Müslim bize onun kıssasını yine onun dilinden şöyle anlatmaktadır:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte gece kalırdım. Ona abdest
suyunu getirir, ihtiyaçlarını karşılardım. Bir gün bana:
- İste, buyurdu.
Ben ona:
- Cennette sana arkadaş olmayı istiyorum, dedim.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Sadece onu mu istiyorsun yoksa başka bir şey de istiyor musun? buyurdu.
Ben de:
- Sadece onu istiyorum, dedim.
Buyurdu ki:
-
O halde çokça secde etmekle, bana yardımcı ol (yani sadece benden
istemekle olmaz, onu elde edebilmek için çokça secde etmelisin)."[15]
İşte
samimi olarak seven bir kimse! Bir şeyler istemek fırsatını yakaladı
mı, birincisinde de, ikincisinde de onunla arkadaşlık etmekten başka bir
şeyi tercih etmekte tereddüt göstermez. Hatta onun yerine başka bir şey
istemek bile onun hatırına bile gelmez.
6. Ensar'ın, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i koyun ve deve sürülerine tercih etmeleri:
Böyle
bir tercihte bulunmak, sadece Rabîa b. Ka’b el-Eslemî'nin -Allah ondan
râzı olsun- istediği bir durum değildi. Aksine Muhammed Mustafa'yı
gerçek anlamıyla sevenlerin hepsi böyleydi.Örneğin Huneyn savaşında
Ensar,Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte olmak ile
koyun ve deve sürülerini tercih etmek arasında serbet bırakıldılar.
Onlar, insanların dünya metâını alarak evlerine dönmelerine,
kendilerinin de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte
evlerine dönmelerine râzı oldular. Hadis ve siyer kitapları, bu olayı
bize detaylı bir şekilde anlatmaktadır.
İmam Buhârî, Abdullah b. Zeyd b. Âsım'dan -Allah ondan râzı olsun- şöyle dediğini rivâyet etmektedir:
"Allah
Teâlâ, elçisine -sallallahu aleyhi ve sellem- Huneyn savaşında ganimet
ihsan edince onu insanlar arasında kalpleri İslâm'a ısındırılacaklara
(Kureyş kabilesinden bazı kimseler,Mekke'nin fethinde İslâm'a
giren,fakat îmânları henüz kuvvetlenmeyenlere) paylaştırdı, Ensar'a bir
şey vermedi. İnsanlara isabet eden kendilerine düşmediğinden dolayı
içten içe rahatsız oldular. Bu sebeple Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- onlara hitapta bulunarak şöyle buyurdu:
- Ey Ensar topluluğu! Ben, sizi sapıklık (şirk) üzere buldum da Allah benim vesilemle size hidâyet (îmân) vermedi mi?
Siz, darmadağınık iken Allah benim vesilemle kalplerinizi birbirinize kaynaştırmadı mı?
Siz, fakirler ve yoksullar iken Allah benimle sizi zengin kılmadı mı?
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- her ne dediyse onlar da:
- Allah ve Rasûlünün üzerimizdeki minneti çok daha fazladır[16] dediler.
Bu sefer şöyle buyurdu:
-
İsteseydiniz sen bize şöyle şöyle geldin diyebilirdiniz. (Bize,
insanlar seni yalanlanmış bir halde geldin, biz ise seni tasdik ettik.
Bize yüzüstü bırakılmış bir halde geldin, biz ise sana yardım ettik.
Bize memleketinden kovulmuş bir halde geldin, biz ise seni barındırdık.
Bize fakir bir halde geldin, biz ise seni teselli ettik
diyebilirdiniz.)" [17]
- İnsanlar koyun ve develeri [18] alıp giderlerken siz de Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte evlerinize geri dönmeye râzı olmaz mısınız?
-
Eğer hicret olmasaydı, ben Ensar'dan bir kişi olurdum. Eğer insanlar
bir vâdi veya yoldan gidecek olsalardı, elbette ki ben de Ensar'ın
gittiği vâdi ve yoldan giderdim. Ensar, bir elbisenin astarı gibidirler,
diğer insanlar ise elbisenin dışı gibidirler.[19] Siz, benden sonra bencillikle karşılaşacaksınız.[20] Havz’ın etrafında benimle karşılaşıncaya kadar sabredin."[21]
Ebu Saîd'in -Allah ondan râzı olsun- hadisinde şu fazlalık vardır:
"Allah'ım Ensar'a, Ensar'ın oğullarına, Ensar'ın oğullarının oğullarına merhamet et."
Ebu Saîd dedi ki:
"Ensar, sakalları ıslanıncaya kadar ağladılar ve: Rasûlullah’ın taksim ve pay ettiğine râzıyız, dediler.[22]
İmam İbn-i Kayyim der ki:
"Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- onlara yaptığı uygulamada farkına
varamadıkları hikmeti onlara açıklayınca ona itaat ederek sözlerinden
geri döndüler ve en büyük ganimetin onların paylarına düşen Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte geri dönmek olduğunu
gördüler. Böylelikle koyun, deve, kadın ve çocuk esirler almamak
karşılığında elde ettikleri pek büyük mükâfat ve hayatta da, ölümünden
sonra da Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in komşuluğuna nâil
olarak teselli buldular."[23]
7. Ömer el-Fâruk'un, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yakınında defnedilmeyi istemesi:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven başka birisini
görüyoruz ki bu, Ömer b. Hattâb'dır -Allah ondan râzı olsun-. O, fâni
dünyadan, kalıcı yurt olan âhirete göç ederken onun için en önemli olan
şey, Muhammed Mustafa -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yakınına
defnedilmektir.
İmam Buhârî'nin, Amr b. Meymûn'dan naklettiğine göre Ömer b.Hattâb -Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:
"Ey
Ömer'in oğlu Abdullah! Mü'minlerin annesi Âişe'ye koş git ve Ömer'in
sana selâmı var, de, fakat mü'minlerin emiri deme. Çünkü bugün ben
mü'minlerin emiri değilim ve de ki:
- Ömer b. Hattâb iki arkadaşı (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- ve Ebu Bekir) ile birlikte defnedilmek için izin istiyor."
Abdullah
selâm verdi, izin istedi, sonra da Âişe'nin -Allah ondan râzı olsun-
huzuruna girdiğinde onu oturmuş ağlıyor buldu. Ona dedi ki:
- Ömer b. Hattâb'ın sana selâmı var. İki arkadaşıyla birlikte defnedilmek için senden izin istiyor."
Âişe -Allah ondan râzı olsun- dedi ki:
- Ben onu kendim için istiyordum. Fakat andolsun ki, bugün onu kendime tercih edeceğim.
Abdullah geri dönünce:
- İşte Ömer'in oğlu Abdullah geldi, dediler.
Ömer:
- Beni ayağa kaldırın, dedi.
Bir adam onu kendisine yaslayarak kaldırdı.
Ömer:
- Ne haber? diye sordu.
Abdullah:
- Arzu ettiğin oldu ey mü'minlerin emiri, sana izin verdi, diye cevap verdi.
Ömer şöyle dedi:
-
Allah'a hamdolsun. Benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Benim
işim bitince beni taşıyıp götür.Sonra Âişe’ye selâm ver ve de ki: Ömer
b. Hattâb izin istiyor. Şayet benim için izin verirse, beni oraya koyun.
Eğer beni kabul etmezse, siz de beni müslümanların kabristanına geri
götürün."[24]
8. Ebu Bekir'in, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ayrılma vaktinin yaklaştığını anlayınca ağlaması:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven Ebu Bekir
es-Sıddîk'ın -Allah ondan râzı olsun- Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in sözlerinden artık ecelinin yaklaştığı sonucunu çıkarınca
kendisini tutamayarak ağlamaya başladığını görüyoruz.
İmam Buhârî onun bu kıssasını Ebu Saîd el-Hudrî'nin -Allah ondan râzı olsun- dilinden bize şöyle anlatır:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlara bir konuşma yaptı ve şöyle dedi:
-
Allah bir kulunu dünya ile nezdindekiler arasından birisini tercih
etmekte serbest bıraktı.O kul da Allah'ın nezdinde bulunanları seçti.
(Ebu Said) dedi ki:
Bunun
üzerine Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun- ağlamaya başladı. Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in tercih etmekte serbest bırakılan bir
kula dâir haber vermesinden dolayı onun ağlamasına hayret ettik. Meğer
seçmekte serbest bırakılan kişi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve Ebu Bekir -Allah ondan râzı olsun- de bizim en bilgilimiz
imiş."[25]
Muâviye b. Ebî Süfyan'ın -Allah ondan râzı olsun- rivâyetinde ise şöyle demektedir:
"Bunu Ebu Bekir'den -Allah ondan râzı olsun- başkası anlamadı. Bunun üzerine ağladı ve:
- Babalarımız, annelerimiz, evlatlarımız sana fedâ olsun dedi."[26]
9.
Ebu Bekir Es-Sıddîk'ın -Allah ondan râzı olsun-, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i vefâtından sonra hatırladığı zaman
ağlaması:
Yine,
Ebu Bekir es-Sıddîk'ı -Allah ondan râzı olsun- Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem-'i Rabbinin rahmetine intikal etmesinden sonra bile onu
hatırladıkça ağladığını görüyoruz. Bunun delillerinden birisi, İmam
Ahmed'in, Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine göre
o şöyle demiştir:
"Ben, Ebu Bekir es-Sıddîk'ı bu minberin üzerinde şöyle derken işittim:
-
Ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i geçen sene bugün
gibi... işittim dedi, sonra gözleri yaşardı ve ağlamaya başladı. Daha
sonra şöyle dedi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle
derken işittim:
- İhlâs (tevhid) sözünden sonra size âfiyet gibi bir şey verilmemiştir. Bu sebeple Allah'tan âfiyeti dileyin."[27]
Bir başka rivâyette şöyle denilmektedir:
"Gözyaşları onu üç defa konuşturtmadı. Sonra dedi ki... diye hadisin geri kalan bölümünü zikretti."[28]
10. Ebu Bekir'in, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e çabuk kavuşmaya çalışması:
Buna delalet eden hususlardan birisi İmam Ahmed'in, Âişe'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine göre, o şöyle demiştir:
"Ebu Bekir'in -Allah ondan râzı olsun- vefâtı yaklaştığında:
- Bugün ne günüdür? diye sordu. Orada bulunanlar:
- Pazartesi günü dediler.
Bunun üzerine şöyle dedi:
-
Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyin.Şüphesiz ki benim en
sevdiğim gün ve gece, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e en
yakın olacağım gün ve gecedir."[29]
Allahu Ekber! Gün ve gecelerin en sevimli olanı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yakınlığına göre takdir ediliyor.
İşte
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak sevenlerin
sevgilerinde, onu görmeye özlem duymalarında, ona arkadaşlık etmeye
çalışmalarında, ona bakmaktan dolayı mutluluk duymalarında, onunla
birlikte olmaktan dolayı sevinmelerinde, onun arkadaşlığını her şeye
tercih etmelerinde, onu kaybetmekten endişe etmelerinde ve ondan
ayrılmaktan dolayı ağlamalarında böyle idi iseler, ya biz nasılız?
Biz başka şeyleri sevip bu sevgiyi başka şeylerle değişmedik mi?
Çoğumuz,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevme iddiâsına rağmen, bu
başka şeyleri görmek ya da dinlemek için pek çok mal ve vakti fedâ
edebilmekte, takip etmek uğruna Allah Teâlâ'nın ve insanların birçok
hakkını zâyi etmekte, bunları görmekten dolayı sevinmekte ve bunlardan
pek az bir şeyi dahi kaçıracak olurlarsa, üzülüp kederlenmektedir.
Onlar, sevdiklerinin bir kısmının yerin dibine geçirilmeye, bir kısmının
da domuzlara ve maymunlara dönüştürülmeye sebep olabileceğini unuttular
yahut unutmuş gibi görünüyorlar. Nitekim hevâdan konuşmayan Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- böyle haber vermiştir.
İmam İbn-i Mâce, Ebu Mâlik el-Eş'arî'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine göre, o şöyle demiştir:
"Şüphesiz
ümmetimden birtakım insanlar içki içecekler ve ona kendi isminden başka
isimler verecekler. Başlarının üzerinde çalgı âletleri çalınacak ve
kadın şarkıcılar oynayacaklardır. Allah onları yerin dibine geçirecek ve
onlardan bazılarını maymunlar ve domuzlar haline çevirecektir."[30]
Bizim
durumumuz böyle iken, "Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i bize
bütün insanlardan ve her şeyden daha çok sevimlidir" dememiz doğru kabul
edilebilir mi?
Veya gizli ve âşikar olanı bilen Allah Teâlâ nezdinde bu söz bize bir fayda sağlayabilir mi?
[1]
Buhârî, "Kitâbu'l-Menâkıbu'l-Ensâr", "Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve ashâbının Medine'ye hicreti babı", 3905 nolu hadisin bir
kısmı. 7/231
[2] Fethu'l-Bârî,7/235.Ayrıca bk.İbn-i Hişam, es-Siyretu'n-Nebeviyye, 2/93
[3]
Buhârî, "Kitâbu'l-Menâkıbu'l-Ensâr", "Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve ashâbının Medine'ye hicreti babı", 3906 nolu hadisin bir
kısmı. 7/239
[4] et-Tabekâtu'l-Kubrâ, I/233
[5]
el-Müstedrek, "Kitâbu'l-Hicra","Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve ashâbının Medine'ye geldikleri vakitte, Ensâr'ın onları
karşılayışları" 3/11
[6]
Buhârî, "Kitâbu'l-Menâkıbu'l-Ensâr", "Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve ashâbının Medine'ye hicreti babı", 3911 nolu hadisin bir
kısmı. 7/250
[7]
Bk. el-Fethu'r-Rabbânî li Tertibi Müsnedi'l-İmam Ahmed b. Hanbel,
"Kitâbu's-Sîratu'n-Nebeviyye","Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in Medine'ye gelişi babı" 155 noılu hadisin bir kısmı. 20/291,
Hadisi İmam Buhârî'de et-Tarihu's-Sağir'de rivâyet etmiştir. (Bknz.
Fethu'l-Bârî, 7/250
Ahmed el-Benna, İmam Ahmed'in naklettiği rivâyetin senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. (Bknz. Bulûğu'l-Emânî, 20/292)
[8]
İmam Ahmed.3 nolu hadisin bir kısmı.Ahmed Muhammed Şakir hadisin
isnadının sahih olduğunu belirtmiştir. Müsend'in 1/154 dipnotuna bknz.
[9]
İmam Ahmed. Bk. el-Fethu'r-Rabbânî li Tertibi Müsnedi'l-İmam Ahmed b.
Hanbel, "Kitâbu's-Sîratu'n-Nebeviyye","Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in Medine'ye gelişi babı" 152 noılu hadisin bir kısmı. 20/290
[10]
Buhârî, "Kitâbu'l-Menâkıbu'l-Ensâr", "Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem- ve ashâbının Medine'ye hicreti babı", 3925 nolu hadisin bir
kısmı. 7/260
[11] Muslim, "Kitâbu'l-Cihad ve's-Siyer","Mekke'nin fethi babı". 1780 nolu hadisin bir kısmı. 3/1405
[12] Şûrâ Sûresi: 52
[13] Bk. Nevevî şerhi, 12/128-129.
[14] Nisâ Sûresi: 69
"Mecmâu'z-Zevâid
ve Menbe'u'l-Fevâid", "Kitabu't-Tefsîr, Nisâ Sûresi, 7/7 Hafız Heysemî
hadis hakkında şöyle der: "Taberânî, el-Mu’cemu's-Sağîr ile
el-Mu’cemu'l-Evsat'ta rivâyet etmiş olup, râvileri Abdullah b. İmran
el-Âbidî dışında Sahih'in râvileridirler. O da sika birisidir."
Yine
hadisi, İbn-i Mirdeveyh ve Ebu Nuaym de el-Hilye'de ve Dıyâ el-Makdisî,
Sıfatu'l-Cenne'de rivâyet etmişlerdir. el-Makdısî: "Senedinde bir beis
görmüyorum" demiştir. (Bk. Zâdu'l-Mesir, 2/126'daki dipnot)
[15] Müslim, "Kitâbu's-Salât", "Secdenin fazîleti ve ona teşvik etme babı". Hadis no: 489, I/353
[16]
Ebu Saîd'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyetinde: Ey Allah'ın Rasûlü!
Sana ne şekilde cevap verelim!? Gerçek şu ki lütuf ve minnet Allah ve
Rasûlü'nündür, dediler. (Fethu'l-Bârî, 8/50)
[17]
İmam Ahmed'in zikrettiği Enes'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyetinde
şöyle denilmektedir: "Bize korku içinde geldin, biz ise sana güvence
verdik. Sen bize kovulmuş bir halde geldin, seni barındırdık. Bize
yüzüstü bırakılmış bir halde geldin, biz ise sana yardımcı olduk,
demeyecek misiniz? Onlar: "Aksine, Allah'ın lütuf ve minneti bizedir,
dediler." (a.g.e., 8/ 51) Hâfız İbn-i Hacer, hadisin isnadı sahihtir,
demiştir.
[18] Zühri'nin rivâyetinde: "İnsanların malları alıp gitmeleri..." şeklindedir.
[19]
Bu tabir, onların Peygamberimize aşırı derecede yakınlığını anlatmak
üzere yapılmış bir benzetmedir. Aynı şekilde onların özel sırlarını
verdiği özel adamları olduğunu ve onların diğerlerine göre ona daha
yakın olduklarını da anlatmaktadır. (a.g.e., 8/ 52)
[20] Tabir,ortak olan bir şeyin diğer ortaklar dışarıda tutularak tek bir kişiye münhasır kalınması anlamındadır.(a.g.e., 8/52)
[21] Buhârî, "Kitâbu'l-Meğâzî","Tâif Savaşı, Hicretin 8. yılının Şevvâl ayında meydana gelmiştir babı", Hadis no: 4330, 8/47
[22] Fethu'l-Bârî, 8/52
[23] Fethu'l-Bârî, 8/49
[24]
Buhârî, "Kitâbu Fedâili's-Sahâbe", "Bey'at ve Osman b. Affan'da ittifak
olayı babı" (bu babta Ömer b. Hattâb'ın öldürülüşü vardır). 3700 nolu
hadisin bir kısmıdır. 7/ 60-61
[25]
Buhârî, "Kitâbu Fedâili'-Sahâbe","Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in: "Ebu Bekir'in kapısından başka diğer bütün kapıları
kapatın", sözü babı". 3654 nolu hadisin bir kısmı. 7/12
[26]
Bk. Mecma'u'z-Zevâid ve Menbe'u'l-Fevâid, "Kitâbu'l-Menâkıb","Ebu Bekir
es-Sıddîk hakkında gelen şeyler babı". 9/42 Hâfız Heysemî hadis
hakkında şöyle demiştir: "Senedi hasendir". (a.g.e. 9/43)
[27]
Müsned, Hadis no: 10, I/158-159, Ahmed Muhammed Şakir hadisin senedinin
sahih olduğunu belirtmiştir. (Bk. Müsned, I/158'deki dipnot)
[28] A.g.e., Hadis no: 44, I, 173; Ahmed Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmektedir. (Bk. Müsned, I/173'deki dipnot)
[29]
Müsned, 45 nolu hadisin bir kısmı.1/173. Ahmed Muhammed Şakir hadisin
senedinin sahih olduğunu belirtmiştir.(Bk.Müsned,I/173'deki dipnot)
[30] Sahihu Sünen-i İbn-i Mâce, "Kitâbu'l-Fiten","Allah'ın Cezâları babı" Hadis no: 3247, 2/371