PEYGAMBER -SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM-'İ SEVMENİN ÜÇÜNCÜ BELİRTİSİ:
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak:
Seven
kimsenin, sevdiği kimseye itaatkâr olduğu konusunda iki kişi arasında
görüş ayrılığı yoktur. Seven kimse, sevdiği kimsenin hoşlandığı şeyleri
yapmaya ve hoşlanmadığı şeylerden de uzak durmaya gayret eder. Bunu
yaparken de anlatılamayacak kadar bir lezzet, büyük bir tat alır.
Aynı
şekilde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seven kimse de bütün
gayretiyle ona uymaya çalışır, emirlerini hemen yerine getirmeye koşar,
yasaklarından uzaklaşmak için acele eder. Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem-'i samimi bir şekilde seven o hayırlı ashâbının bu konuda
mükemmel tutumları vardır.
Aşağıda Allah Teâlâ'nın lütfuyla bunların bazısını zikredeceğim:
1. Ensar'dan bir kesimin, rükû halinde iken yüzlerini Kâbe'ye doğru dönmekte acele etmeleri:
İmam Buhârî'nin Berâ b. Âzib'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine göre o şöyle demiştir:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- Medine'ye gelince, 16 veya 17 ay boyunca
Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldı. Bununla birlikte Kâbe'ye
yönlendirilmeyi arzu ediyordu. Bunun üzerine Allah Teâlâ:
"Biz senin yüzünü göğe doğru evirip çevirmeni elbette görüyoruz. Onun için andolsun, seni hoşnut olacağın kıbleye döndüreceğiz."
Buyruğunu
indirdi ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- böylece Kâbe'ye
döndürüldü. Bir adam onunla birlikte ikindi namazını kıldı, sonra gitti.
Yolu Ensar'dan (namaz kılmakta olan) bir topluluğun yanından geçti ve şöyle dedi:
-
Bu kişi şahitlik eder ki, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ile
birlikte namaz kıldı ve o Kâbe'ye döndürüldü. Onlar da ikindi namazında
rükûda oldukları halde Kâbe'ye yöneldiler."[2]
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'e uymak için ellerini ne kadar da çabuk
tuttular! Ondan gelen bir haberi duyar duymaz ona sımsıkı sarılmakta
tereddüt etmediler. Hatta başlarını rükûdan kaldırmayı dahi
beklemediler. Onlar rükûda oldukları halde Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-'in döndüğü yere -Kâbe-i Şerif'e- dönüverdiler.
2.
Sahâbenin -Allah onlardan râzı olsun- yolculuk sırasında konakladıkları
zaman, birbirlerinin yanında konaklama emrini yerine getirmekte acele
etmeleri:
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrine uymakta acele etmek, sadece
namaz alanında değildi. Aksine onu samimi olarak seven sahâbe -Allah
onlardan razı olsun- ona tâbi olmakta diğer alanlarda da böyle
davranıyorlardı.
İmam
Ebu Davud, onun yolculukta konaklama âdâbı ile ilgili verdiği emri
uygulamakta ne kadar acele ettiklerini bize Ebu Seleme el-Huşenî'den
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği şu olayla anlatmaktadır:
"İnsanlar
bir yerde konakladıkları zaman vâdilere ve yollara dağılırlardı. Bunun
üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- Sizin bu şekilde yollara ve vâdilere dağılmanız ancak şeytandandır.
Bundan
sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ashâbıyla bir yerde
konakladığında, onlardan biri diğerine sokulurdu. Öyle ki: Üzerlerine
bir yaygı serilecek olursa, hepsini de örter, denilecek şekilde
konaklarlardı."[3]
3.
Sahâbenin, evcil eşeklerin etlerinin haram kılındığını bildiren çağrıyı
işitmeleri üzerine etler kazanlarda kaynar halde iken, kazanları ters
çevirip dökmeleri:
Sahâbenin
-Allah onlardan râzı olsun- canlarının çektiği ve beğendikleri bazı
şeyler onlara haram kılındı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
yasaklamasından sonra onlar bu yasaklanan şeylerden hemen uzaklaşmaktan
başka bir tepki göstermediler.
Bunlardan birisini İmam Buhârî, Enes b. Mâlik'ten -Allah ondan râzı olsun- rivâyet etmektedir.
"Buna göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e birisi gelerek:
- Eşeklerin etleri yenildi, dedi.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- sustu. Daha sonra ikinci bir defa ona gelerek:
- Eşeklerin etleri yenildi, dedi.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yine sustu. Arkasından ona üçüncü defa daha gelerek:
- Eşekler yok edildi,dedi.
Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bir münâdiye emir vererek insanlar arasında şöyle seslendi:
- Şüphesiz Allah ve Rasûlü size evcil eşeklerin etlerini yemeyi yasaklıyor.
Bunun üzerine kazanların içinde etler kaynar halde iken kazanlar ters çevrilip düküldü."[4]
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i içten seven bu hayırlı insanlar, hile
yapmayı veya bir fırsat aramayı veyahut da bir istisnâ yapmayı
düşünmediler. Onlar sevgide aranan temel şartlardan birisinin, seven
kimsenin arzusunun sevdiği kimsenin emrine uymak olduğunu tam anlamıyla
idrâk etmişlerken, böyle bir şey düşünmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki?
4. Şarabın haram kılındığı ilân edilince, şarabın Medine sokaklarında akması:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven o hayırlı insanlar
yasaklandı diye istedikleri şeylerden uzaklaşmakla kalmadılar. Aksine
yıllardan beri alışageldikleri pekçok şeyleri de terkettiler. Hatta
bunları atalarından miras almışlardı.Fakat günümüzde pekçok müslümanının
yaptığı gibi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e isyan etmek
için geleneklerini yahut alışkanlıklarını ileri sürmediler.
Buna
delâlet eden tanıklardan birisi de İmam Buhârî'nin, Enes'ten -Allah
ondan râzı olsun- naklettiği rivâyette o şöyle demiştir:
"Ebu
Talha'nın -Allah ondan râzı olsun- evinde bulunanlara şarap takdim
ediyordum. O gün içtikleri şarap yarılmış taze hurma şarabı idi.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bir münâdiye:
Haberiniz olsun şarap haram kılındı, diye seslenmesini emretti.
(Enes) dedi ki:
Ebu Talha bana: Çık ve bu şarabı dök, dedi. Ben de dışarı çıktım ve şarabı döktüm. O şarap Medine'nin yollarında aktı gitti."[5]
Orada Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak sevenlerin yaptıkları şey, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini yerine getirmek üzere şarabı dökmek idi.Bunun için şarap Medine sokaklarında aktı.
Nitekim Bu konuda Hâfız İbn-i Hacer şöyle der:
"Hadiste
şuna işâret vardır: Yanında şarap bulunan müslümanlar birbirlerinin
ardı sıra şarabı döktüler. Öyle ki çokluğundan dolayı dökülen şarap,
Medine sokaklarında aktı."[6]
Bütün bunlar, şöyle veya böyleydi demeden, herhangi bir tereddüt ya da soru sormaya gerek duymadan olup bitti.
İmam Buhârî, Enes b. Mâlik'ten -Allah ondan râzı olsun- şöyle dediğini rivâyet etmektedir:
"Ben ayakta Ebu Talha'ya, falanca ve filancaya içki takdim ederken ansızın bir adam geldi ve:
- Haber size ulaştı mı? diye sordu. Onlar:
- Ne haberi dediler.Adam:
- Şarap haram kılındı, dedi.Orada bulunanlar:
- Ey Enes! Şu testileri dök, dediler.
(Enes) dedi ki:
- O adamın getirdiği haberden sonra şarap hakkında ne bir soru sordular, ne de bir daha ona geri döndüler."[7]
Bu ne mutlak bir teslimiyet ve ne kadar mükemmel bir itaattir!
İşte Allah -azze ve celle-'nin:
"Aralarında
hükmetmek üzere Allah'a ve Rasûlüne dâvet olunduklarında mü'minlerin
sözleri ancak: İşittik ve itaat ettik, demektir. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."[8]
Sözü, bu doğru sözlü olanlara tıpatıp uymaktadır.
5. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini yerine getirmek için Sahâbe'nin düşmanla olan antlaşmaya bağlı kalmaları:
Sahâbe'nin
-Allah onlardan râzı olsun-, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e
uymaları yalnızca normal hallerde değildi. Aksine onlar hem darlıkta,
hem bollukta, hem savaş zamanında ve her zamanda, hayatın her işinde
böyleydiler.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini uygulamak amacıyla düşmanlara
verdikleri sözlerini yerine getirmeleri ile ilgili olarak İmam Ebu Davud
ve İmam Tirmizi, bize Suleym b. Âmir'in şöyle dediğini
nakletmektedirler:
"Muâviye
-Allah ondan râzı olsun- ile Bizanslılar arasında bir antlaşma vardı.
O, onların topraklarına doğru gidiyor ve nihâyet antlaşma süresi sona
erdiğinde onlarla savaşırdı. Bineğin üzerinde bir adam:
- Allahu Ekber, Allahu Ekber, biz ahde vefâlıyız, bizde ihânet yoktur, diyerek geldi.
Dönüp
baktıklarında onun Amr b. Abese -Allah ondan râzı olsun- olduğunu
anladılar. Muâviye -Allah ondan râzı olsun- ona haber göndererek sordu, o
da şöyle dedi:
- Ben Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işittim:
"Kimin
bir başka kavim ile bir antlaşması varsa, süresi bitinceye yahutta
onlara adaletli bir şekilde antlaşmalarını bozduğunu bildirinceye kadar
herhangi bir düğümü bağlamasın ve çözmesin."
Bunun üzerine Muâviye -Allah ondan râzı olsun- geri döndü."[9]
6. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrine bağlı kalarak sahâbenin ipek kullanmamaları:
İmam Taberî'nin rivâyetine göre müslüman askerler Yermûk'de konaklayınca, müslümanlar düşmanlarına:
"Biz
sizin komutanınızla konuşmak ve görüşmek istiyoruz. Bizi bırakın da
onun yanına gidip konuşalım, dediler. Müslümanların bu istekleri
kendisine bildirilince komutan onlara izin verdi.
Ebu
Ubeyde ve Yezid b. Ebî Süfyan ona bir elçi olarak gittiler. Yanlarında
el-Haris b. Hişam, Dırar b. el-Ezver ve Ebu Cendel b.Suheyl de -Allah
onlardan râzı olsun- vardı. O gün kralın kardeşi[10] karargahında hepsi de ipekten olmak üzere otuz çadır ve yukarıdan yere kadar örten otuz tane de örtü vardı.
Müslümanlar oraya gelince çadırlara girmeyi kabul etmediler ve:
-
Biz ipeği helâl görmüyoruz. Onun için yanımıza sen çık, dediler. O da
hazırlanan yaygıların olduğu yerde yanlarına çıktı. Bu durum
Herakliyus'a ulaşınca o şöyle dedi:
-
Ben size söylemedim mi? İşte bu zilletimizin başlangıcıdır. Artık
bizim için Şam yoktur. Uğursuz olarak doğan bir evlattan dolayı Rumların
vay haline!"[11]
Bir başka rivâyette sahâbe şöyle dediler:
"Böyle bir yere girmeyi helâl olarak görmüyoruz. Bunun üzerine onlar için yere ipekten yaygılar yayılmasını emretti. Sahâbe:
- Biz bunların üzerine oturmayız, dediler. Bunun üzerine İstedikleri yerde onların yanında oturdu."[12]
Düşmanlarla
karşılaşmak, bu hayırlı insanları Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve
sellem-'e uymaktan alıkoymamıştır.Bu işte, ilk anda düşmanlar için bir
fayda görülmesi ile -önceki örnekte görüldüğü gibi- kendilerinin
faydasına olması arasında fark yoktur. Bu ruhen zayıf, kıt akıllı ve kıt
îmânlı bazı kimselere göre basit işlerden olsun yahut büyük işlerden
olsun onlar için fark etmezdi.Onlar Peygamber -sallallahu aleyhi ve
sellem-'e uymaktan nasıl yüz çevirebilirlerdi ki?
Onlar ki Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i şöyle buyururken işitmişlerdi:
"Zillet ve alçalmışlık, benim emrime aykırı hareket edenlerin üzerine kılındı."[13]
Onlar
sadece bunu işitmekle kalmadılar. Aksine bunu iyice ezberleyip
anladılar, gereği gibi riâyet edip hayatlarında uyguladılar. Keşke
günümüz müslümanları bu gerçeği idrâk edebilseler!
Allah
Teâlâ müslümanların zaferini veya yenilgiye uğramalarını birtakım
şeylere bağlamıştır.Bunların en önemlisi: Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-'e uymak veya ona karşı gelmemektir. Ona itaat eden izzet ve
yeryüzünde iktidar sahibi olur. Ona karşı gelen ise, zelil olur ve
alçalır.
Belki
de müslümanların bu gerçeği idrak etmeleri ve hayatlarında bunun
gereğini yerine getirmeleri, onları içinde bulundukları bu zillet ve
kaybolmuşluk halinden çıkarabilir.
7.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in namazda ayakkabılarını
çıkardığını gördükleri zaman, sahâbenin namazda oldukları halde
ayakkabılarını hemen çıkarmaları:
Hiçbir
seven, sevdiğinin emirlerini yerine getirmekle kalmaz; aksine büyük bir
özlemle onun hareketlerini gözetler. Dikkatle onun yüzündeki
değişiklikleri, gözlerinin işâretini takip eder. Belki bu yolla
sevdiğinin sevdiği şeyi tespit eder, o da hemen onu yapar veya
sevdiğinin nefret ettiği bir şeyi öğrenir, ondan hemen uzaklaşır.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak seven o hayırlı insanlar
da böyle idiler. Onlar onun emrini yerine getirmek ve yasaklarından
kaçınmakla kalmadılar. Aksine onun yaptıklarını takip ediyor ve onu
örnek almak için davranışlarını severek, takdir ederek ve büyük bir
özlemle gözetliyorlardı. Onun herhangi bir işi yaptığını gördüklerinde
onu hemen yapıyorlar, bir şeyden de uzaklaştığını veya onu terkettiğini
gördüklerinde de ondan hemen uzaklaşıyorlardı.
Buna
delâlet eden mükemmel örneklerden birisi de İmam Ebû Davud'un, Ebu Saîd
el-Hudrî'den -Allah ondan râzı olsun- naklettiği şu rivâyettir:
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ashabına namaz kıldırırken ansızın
ayakkabılarını çıkardı ve onları sol tarafına bıraktı.Sahâbe bunu
görünce, onlar da ayakkabılarını çıkardılar.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- namazını bitirince:
- Ayakkabılarınızı çıkarmaya sizi iten sebep nedir? diye sordu.
Onlar:
- Biz senin ayakkabılarını çıkardığını gördük.Bunun üzerine biz de ayakkabılarımızı çıkardık, dediler.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
- Şüphesiz ki Cebrâil bana geldi ve ayakkabımda bir pislik (necâset) olduğunu bana haber verdi. Sonra şöyle buyurdu:
-Sizden
biriniz mescide geldiğinde ayakkabısına baksın. Eğer ayakkabısında bir
pislik ya da rahatsız edici bir şey varsa, onu silsin ve ayakkabısıyla
namaz kılsın."[14]
Allahu
Ekber! Sahâbe, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e uymakta ne
kadar acele etmeye gayretliydiler! Allah onlardan razı olsun.
Mükâfatıyla onları hoşnut etsin, bizi de onların yürüdükleri yolda
yürütsün.
8. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in tehdidini işitince bir kadının bileziklerini çıkarıvermesi:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'e uymak sadece erkeklerin yaptığı bir iş
değildi. Aksine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i samimi olarak
seven mü'min hanımlar da böyleydiler.
Bunun
delillerden birisi de İmam Ebû Dâvûd'un, Abdullah b. Amr'dan -Allah
ondan ve babasından râzı olsun- naklettiği şu rivâyettir:
"Bir
kadın, beraberinde kız çocuğuyla birlikte Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-'in yanına geldi.Kız çocuğunun elinde altından iki kalın
bilezik vardı. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-:
- Bunun zekâtını veriyor musun? diye sordu.
Kadın:
- Hayır dedi.
Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- Kıyamet gününde bunların yerine Allah'ın sana ateşten iki bilezik takması hoşuna gider mi?
(Abdullah b. Amr) dedi ki:
Kadın o bilezikleri çıkardı ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in önüne bırakarak:
- Bunlar Allah -azze ve celle- ve Rasûlü içindir, dedi."[15]
Allahu
Ekber! Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'i seven o mü'min kadın
onun emrine uyarak bileziklerin zekâtını vermekle yetinmedi.Aksine
onlardan vazgeçip onları Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e,
Allah -azze ve celle- için bir sadaka olarak takdim etti. Allah ondan
râzı olsun ve onu hoşnut etsin.
9.
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yol kenarlarında yürüme
emrini uygulamak üzere kadınların duvarlara sürtünerek yürümeleri:
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in emrini yerine getirmek için mü'min bir
hanımın bu derece acele etmesinin az görülen bir durum ya da istisnâi
bir olay olduğunu kimse zannetmesin. Hayır! Kâbe'nin Rabbine yemin olsun
ki, sahâbe hanımlarının hayat hikâyelerini inceleyen bir kimse, o
mü'min hanımlara egemen olan halin bu olduğunu görecektir.
Şimdi onlar hakkında İmam Ebû Dâvûd'un, Ebu Useyd el-Ensârî'den -Allah ondan râzı olsun- yaptığı şu rivâyete kulak verelim.
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mescitten çıkarken yolda erkeklerin kadınlarla karıştıklarını görünce (kadınlara) şöyle buyurdu:
- Geri çekilin! Sizin yolun ortasında yürüme hakkınız yoktur. Size yolun kenarlarında yürümek düşer.
Bu sebeple bir kadın yürüdüğü zaman duvara yapışırdı. O kadar ki duvara yapıştığından elbisesi de duvara takılırdı."[16]
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'i sevmenin 4. belirtisine geçmeden önce
kendimizi hesaba çekmek üzere kısaca bir duralım: Acaba biz, erkek ve
kadınlarımızla, erkek ve kadın sahâbe gibi miyiz?
Bizden
pek çok kimse, sabahleyin ilk iş olarak Rasûlullah -sallallahu aleyhi
ve sellem-'in sünneti olan sakalı traş etmiyor muyuz?
İslâm'a mensup olan pek çok kadın, merasimlere ve çarşı-pazara çıkmakla ona muhâlefet etmiyorlar mı?
Erkek ve kadınımızla bizden bazı kimseler,yabancı bir ortama gidecek
olursa, o müslümanlardan mı, yoksa yahudi ve hristiyanlardan mı olduğu
bilininiyor mu? (Onlardan ayırt ediliyor mu?)
[1] Bakara Sûresi: 144
[2] Buhârî, "Kitâbu Ahbâri'l-Âhâd", "Saduk olan bir kişinin haberinin kabul edilmesnin câiz oluşu babı". Hadis no: 7252, 13/232
[3] Sahihu Sünen-i Ebî Davud, "Kitâbu'l-Cihad","Ordunun birbirine iltihak olması için emrolunması babı" Hadis no: 2288, 2/498;
Rasûl-i
Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- yolculukta bile, konaklandığı zaman
müslümanların dağılmalarına tahammül göstermemişti. Bugün -Allah
Teâlâ'nın rahmetiyle esirgedikleri kimseler müstesnâ- darmadağınık olan
müslümanlara ne oluyor? Bu durumu Allah'a havâle ederiz.
[4] Buhârî, "Kitâbu'l-Meğâzî","Hayber savaşı babı". Hadis no: 4199, 7/467-468
[5] Buhârî, "Kitâbu'l-Mezâlim","Şarabın yola dökülmesi babı". Hadis no: 2464, 5/112
[6] Fethu'l-Bârî, 10/39
[7]
Buhârî, "Kitâbu't-Tefsîr","İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları,
şeytanın amellerinden birer pisliktir, âyetinin tefsiri babı".4617 nolu
hadisin bir kısmı.8/277
[8] Nûr Sûresi: 51
[9]
Sahihu Sünen-i Ebî Davud, "Kitâbu'l-Cihad","Devlet başkanının kendisi
ile düşman bir topluluk arasında bir antlaşma olur da o toplulukla
savaşmak üzere yola çıkarsa babı". Hadis no: 2397, 2/528; Sahihu
Süneni't-Tirmizi, "Ebvâbu's-Siyer","İhânet etme hakkında gelen şey
babı". Hadis no: 1285, 2/113-114 lafız Ebû Dâvûd'a âittir.
[10] Kralın kardeşi Bizans ordusunun kumandanı idi. Adı da Tozarik idi. (Bk. el-Bidaye ve'n-Nihaye, 7/9)
[11] Taberî, Tarih, 3/403
[12] el-Bidaye ve'n-Nihaye, 7/ 9-10
[13]
Hadisi, İmam Ahmed, Abdullah b. Ömer'den -Allah ondan ve babasından
râzı olsun- rivâyet etmiştir. (Bk. Müsned, Hadis no: 5115, 7/122) Ahmed
Muhammed Şakir senedinin sahih olduğunu belirtmiştir. Müsned'in aynı
yerdeki (7/122) dipnotuna bakınız.
[14] Sahihu Sünen-i Ebî Davud, "Kitâbu's-Salat","Ayakkabı ile namaz kılma babı". Hadis no: 605, 1/128
[15]
Sahihu Sünen-i Ebî Dâvûd, "Kitâbu'z-Zekât","Biriktirilmiş mal nedir ve
takıların zekâtı babı". Hadis no:1382,1/291; Elbânî hadisin hasen
olduğunu belirtmiştir. (Bk. Aynı yer)
[16] Sahihu Sünen-i Ebî Davud, "Kitâbu'l-Edeb","Kadınların yolda erkeklerle beraber yürümesi hakkındaki bab". Hadis no: 4392, 3/989.